Kayıtlar

Haziran, 2025 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

KARDEŞLERİM ( Bölüm 4)

Resim
  HABİL KABiL KARDEŞLER (4 BÖLÜM) Yola düşüyor Hazreti Adem . Yürüyor baharat kokulu yollarda. Yol bitiyor, denizin kıyısında adımları. Eşi Hazreti Havva 'ya kavuşmalı. Hangi yöne gitmeli?  Esen rüzgar çok tanıdık bir koku getiriyor Ona. Cennet kokulu yâri Hazreti Havva'dan. Ve sanki rüzgar fısıldıyor kulağına Hazreti Havva'nın sesini. "Kavuşmamız yakın, seni bekliyorum." Rüzgarlar, yıldızlar Onun yönü oluyor, pusulası, haritası... Gidiyor toprağı ateş, göğü güneş, taşı-kayası bıçak o diyara varıyor. Sanki su ve yağmur serap olup kaçmış bu diyardan.  Ama Hazreti Adem'e o diyar ayrı güzel geliyor. Sanki semasında cennete açılan kapıları var. Yağmuru az ama nuru çok sanki bu memleketin semalarının. İlk peygamberin ayakları son peygamberin yurdunda... Arafat 'ta özlem bitiyor. Sevinç başlıyor Hazreti Adem ile Hazreti Havva'ya. Arafat dağı yine hınca hınç melek dolu. Kutluyorlar bu güzel kavuşmayı. Hazreti Adem ile Hazreti Havva'nın ilişkileri başka b...

KARDEŞLERİM ( Bölüm 3)

Resim
  HABİL KABiL KARDEŞLER (3 BÖLÜM) Hazreti Ademin yüz ifadesi mahcup, kafasını kaldırıp da bakamıyor semaya. Pişmanlık ve tövbe çıkıyor her hareketinden, bakışından, duruşundan. Ve tabiki de tövbe ile atıyor kalbi adeta. Zellesinin affını istiyor Yaratıcısından. Yani Tevvab olan Allahu Teala Hazretlerinden ... Ve yoldaşı melek Cebrail (Aleyhisselam). Tüm peygamberlere olduğu gibi Hazreti Ademe'de vahyi ulaştırıyor. Hazreti Ademin gözlerinde yine inci tanesi yaşlar. Seviniyor, secdeye kapanıyor. Şükürler ediyor. Tövbesi kabul olmuş neslinden evladı Muhammed (Sallallahu aleyhi ve sellem) hürmetine. Muhammed-i nur iniyor dünyaya. Muhammed (Aleyhisselam) inmeden onun rahmet peygamberi olma nuru... Dünya aydınlanıyor o an. Tövbe kabul olmuş. Güneş tutulması bitmiş. Karanlık uzaya çekilmiş. Artık dünyada aydınlıkta var. Tövbe kabul. Hazreti Adem artık koşuyor sağa sola. Bir iz arıyor eşi Hazreti Havva 'dan. Hemen ona ulaşmalı. Tövbesinin kabulünü muştulamalı...

KARDEŞLERİM (Bölüm 2)

Resim
HABİL KABİL KARDEŞLER (2 BÖLÜM)       Hazreti Adem artık dünyada. Ürperiyor teni, üşüyor, acıkıyor, susuyor. Terliyor, yoruluyor, uyuyor artık. Bin bir türlü ihtiyaç sahibi oluyor. Dünya ona tüm bunları bir bir gösteriyor. Hazreti Adem cennette olmayan şeylerden birine sahip oluyor. Beşeri ihtiyaçları...      İlk insan Hazreti Adem ve eşi Hazreti Havva 'dan sonra var olan ve var olacak olan tüm insanların çilesi toplansa ve bir insana verilse, Hazreti Adem ve Hazreti Havva'nın dünya çilesi yine fazladır o kişiden. Cennetten dünyaya gelmek...     Yürüyor Hazreti Adem. Dağ taş demeden yürüyor. Arıyor zevcesini. Tertemiz cennet toprağından sonra dünya zemininin ayak tabanlarına verdiği rahatsızlığa rağmen yürüyor. Cennette olmayan bir şeyle daha tanışıyor dünyada. " Acı duymak "      Yürümekten yorgun düşünce ayaklarında, bu kez de "ağrı" ile tanışıyor. Cenneti görüp, orada yaşayıp, hatırlayarak dünyaya inen bir kula; dünya hayatı se...

KARDEŞLERİM ( Bölüm 1)

Resim
    HABİL KABiL KARDEŞLER  (1 BÖLÜM) Cenabü Rabbül Alemin'in yarattığı sayısız mekan arsından seçilmiş; en güzel, en cazibeli ve en yaşanılası gezegen: dünya... Bundan geriye git gidebildiğin kadar; varoluş harikalarından biri olan gezegen; yani gezegenimiz...İnsanoğlu için ayrı bir döşenmiş, süslenmiş... Toprağı-dağı, çimeni-ormanı, şelalesi- denizi eşsiz güzellik zirvelerini yaşıyor...    Sayısız kulu ağırlayan dünya bu kez, cennet ahalisinden konuklarını bekliyor. Zaten insanoğlu konuk değil midir dünyada? Ebedi alemi kazanmak için gönderilen, tertemiz, pak diyar olan cennetten? İnsan görünmez bir bağ ile bağlandı dünyaya. Öyle kolay kolay kopmayan. Cesedimizi kendine çeken bağ; yerçekimi ... Peki ya ruhun bağı nedir dünyaya? Sevgi midir? Ünsiyet midir? Bu kuvvetli duygu çekimi. Yoksa ruhun dünyaya bağı özlem midir? Hasret duyduğu diyarın izlerini hissedince mi sever dünyayı? Dünyaya bağlılık, ünsiyet bile ispatıdır o pak diyarın... Dünya bekliyor konuklarını...

HAKKIMDA

Resim
 YAZARLIĞIMIN HİKAYESİ    Bir tohum düştü dünyaya. Doğdu, filiz verdi. Kıymetlisiydi toprağının. Pamuk bulutlar sardı onu kundak gibi. İncitmesindi hiçbir şey. Sarıp sarmalandı. Hep merak vardı. Öyle ya, şimdiden kimse bilemezdi bu tohumun ne olacağını. Serpilsin yaprak versin. Bir ipucu olurdu belki o zaman. Herkes güzel narin bir şey çıkacağını tahmin ediyordu. Öyle ya, belliydi zaten sarıp sarmalanmasından. Kıymet verilmişti ona. Toprağının biriciklerindendi. Toprak ona hep cömertti. Yağmur yoksa ne yazar, o tohuma su bulurdu toprak. Derinlerden diplerden kuyulardan su çeker verirdi ona. Tohum susuz kalmasın diye.    Suyu sağlam, özü sağlam tohum serpildi. Başladı doğadaki mücadelesi. Rüzgar sert esti, dolu vurdu dallarına, ayaklar ezdi yapraklarını. Belki büyümesin diye; belki de büyüsün diyeydi tüm bunlar. Ama ne toprak onu, ne o toprağı bırakmadı. Arada güneşli günlerde gördü, kasvetli yağmurlarıda.     Tüm bunlarla büyüdü, büyüdü o minicik...