YAZARLIĞIMIN HİKAYESİ Bir tohum düştü dünyaya. Doğdu, filiz verdi. Kıymetlisiydi toprağının. Pamuk bulutlar sardı onu kundak gibi. İncitmesindi hiçbir şey. Sarıp sarmalandı. Hep merak vardı. Öyle ya, şimdiden kimse bilemezdi bu tohumun ne olacağını. Serpilsin yaprak versin. Bir ipucu olurdu belki o zaman. Herkes güzel narin bir şey çıkacağını tahmin ediyordu. Öyle ya, belliydi zaten sarıp sarmalanmasından. Kıymet verilmişti ona. Toprağının biriciklerindendi. Toprak ona hep cömertti. Yağmur yoksa ne yazar, o tohuma su bulurdu toprak. Derinlerden diplerden kuyulardan su çeker verirdi ona. Tohum susuz kalmasın diye. Suyu sağlam, özü sağlam tohum serpildi. Başladı doğadaki mücadelesi. Rüzgar sert esti, dolu vurdu dallarına, ayaklar ezdi yapraklarını. Belki büyümesin diye; belki de büyüsün diyeydi tüm bunlar. Ama ne toprak onu, ne o toprağı bırakmadı. Arada güneşli günlerde gördü, kasvetli yağmurlarıda. Tüm bunlarla büyüdü, büyüdü o minicik...
HABİL KABiL KARDEŞLER (8 BÖLÜM) İki masum yavru emanetti artık onlara. Artık anne ve babaydılar. "Aman onlar iyi olsun da" dediler. Evlatları için hep cenneti istediler... BÜYÜ (şiir) Ey güzel bebeğim Geldin artık aramıza Hayatta kalmak için Mecbursun yemeğe, içmeye, uyumaya Aç kalma. Kursağını doldur Anne suyuyla Üşüme. Bürü kendini Şefkatli kollarla Uykuyla güçlen Oyunla anla Duyarak ezberle Taklit ederek kavra Hedefin büyümek olsun Her senede ve ayda Büyü ki; koşabilesin İki ayak üstünde arzda Yemeğini kendin ye, büyü Elbiseni kendin giy, büyü Konuş, öğren, yaz, çiz; büyü Anlamaya çalış dünyayı, büyü Her sene bir topuk boyu daha Uzayarak yaklaş gök kubbeye Anlayarak bak semaya Ay, yıldız, güneş neden doğar? Diye Ey güzel bebeğim Sağlık içinde büyü Keskin gözlerle kavra Çöz artık bu büyüyü Hedefin büyümek olsun Her senede ve ayda Büyü ki yapabilesin Kulluk vazifeni aşkla Alnın secdeye değsin, büyü Dilin ahlakı söylesin, büyü İşin rast gitsin, büyü Başın dik olsun, büyü ...
HABİL KABiL KARDEŞLER (1 BÖLÜM) Cenabü Rabbül Alemin'in yarattığı sayısız mekan arsından seçilmiş; en güzel, en cazibeli ve en yaşanılası gezegen: dünya... Bundan geriye git gidebildiğin kadar; varoluş harikalarından biri olan gezegen; yani gezegenimiz...İnsanoğlu için ayrı bir döşenmiş, süslenmiş... Toprağı-dağı, çimeni-ormanı, şelalesi- denizi eşsiz güzellik zirvelerini yaşıyor... Sayısız kulu ağırlayan dünya bu kez, cennet ahalisinden konuklarını bekliyor. Zaten insanoğlu konuk değil midir dünyada? Ebedi alemi kazanmak için gönderilen, tertemiz, pak diyar olan cennetten? İnsan görünmez bir bağ ile bağlandı dünyaya. Öyle kolay kolay kopmayan. Cesedimizi kendine çeken bağ; yerçekimi ... Peki ya ruhun bağı nedir dünyaya? Sevgi midir? Ünsiyet midir? Bu kuvvetli duygu çekimi. Yoksa ruhun dünyaya bağı özlem midir? Hasret duyduğu diyarın izlerini hissedince mi sever dünyayı? Dünyaya bağlılık, ünsiyet bile ispatıdır o pak diyarın... Dünya bekliyor konuklarını...
Yorumlar
Yorum Gönder